Yalvarış

Kalbimin bütün kuşkularına kapıyı kapattım bugün. Kapının arkasına olabildiğince umut, güven ve sevgi yığdım. Hiç bir kuvvet bu kapıyı aralamaya cürret edemez gayrı. Dizlerimin üstüne çöktüm. Bütün düşüncelerimi ellerimin arasına aldım. Bu kadar düşünmek delirtir mi ruhu? Gözlerimin ağlamak istemesi, yaşların önümde eğilerek süzülmesi. Yanan bir tek gözlerim değil ruhum alevlere atılmış. Sessizlikte boğulmak nasıl bir şeydir? Sanırım yavaş yavaş anlıyorum. Haykıramadığım her gerçeğin bedelini hıçkırıklara boğularak ölüyorum. Dişlerimi sıkmaktan, kaşlarımı çatmaktan usandım artık. Zamanın manavgat yağmurları gibi hiç durmadan akması. Hissedebiliyorum gözlerden kaybolduğumu.

Lütfen tanrım beni yavaşça yüzüstü bırakmanın yolunu bulabilirmisin?

Sorgusuz Sualler

Rab benim çobanımdır o yüzden eksiğim olmaz demiş dostoyevski. Peki ya o çoban kurban ediyorsa benliğimi? Sürüden ayrılmak istersem yine de kol kanat gerermisin bana. Yoksa sende unutur gidermisin? Kölelerin gibi. Özgürlük hangi hissin kaybedildiği yerde başlar tanrım.

Yarına İnanmak

Umutlarını, sevdiklerini, oyuncaklarını da kaybetse inanmaktan vazgeçmiyor insan. Daha iyisi olacağından değil. Alışılmışlığın inancıdır bu. Gözlerinde ki o parıltı asla dinmez. Gelecek günlerini bir çocuğun babasının işten dönmesini beklediği gibi heyecanla bekler. Eğer gelen misafir hatıralar da güzel anılar bırakamazsa unutulmaya mahkûmdur.

Yarınlara yaralanmadan varmak dileğiyle.

Bu Neyin Masası

Anlamak sanatına nail olanların masası burası. Empatinin, hoşgörünün kadeh tokuşturduğu samimiyetin ayyuka çıktığı ,kimi zaman kahkahaların uluduğu dostlar masası. Nefretinden, açgözlülüğünden, görgüsüzlüğünden yaka paça kurtulup meclis kuranların, birbirinin sırtını sıvazlayanların, el ele tutuşup yanlışa çember oluşturanların, kaf dağından bakmayanların, seni olduğun gibi kabul edenlerin, dertlerini seninle yarıştırmayanların masası. Söylenen türküler umarım biraz ruhunu okşar. Herkes olduğu gibi burada. Herkes istediğini sevmekte, istediği gibi dolanmakta ,bağıra çağıra şarkılar fısıldamakta özgür. Rengarenk tuvaller , hayatlar. Herkes bu masaya dahil olabilir. Kendi tuvalinde anlayış resmini çizip gelerek.

İçsel senfoni

Katletmek, sevmek, yaratmak, aşağılamak ,acıyan gözlerle etrafa sadece bakmak için mi? Ne için varız? Güçsüzü daha çok ezmek. Para babasına köle olabilmek için mi? Kiminin kuklaları, kiminin gülen gözlerle selamladığı insancıklarız biz. Boynumuzda ipimizle aciz bir şekilde buğday tarlasında koşarız. Sırf daha çok kazanabilmek için haddinden fazla yok sayarız sevdiklerimizi. Ya da kapatır gözlerimizi sadece sevenlerimizin o eşsiz ninnisini dinleriz. Kibrimizin gözlerimizi cehennem alevine çevirdiği bakışlarla kül ederiz gülen çehreleri. Sözde iki günlük denilen bu dünya da artık sonsuz yalnızlığa bürünmüştür bedenimiz. Tek gayesi yaşamak olmayan insan söyle lütfen ne için varsın?

Taçsız Soytarı

Kalbin kırık, düşüncelerinin ırzına geçilmiş. Sinirlerin bir oyun hamurundan farksız dağınık ve yumuşak. Olağan üstü işleyen bir yüzeyselliğin ortasına dalmışsın. İstenmeyen bir misafir çocuğu gibi itilip kenarı atılmışsın. Herkesi mutlu etmeye çalışmış ama sahnede yuhlanmışsın. Köprü kenarında dilenene el uzatmış adeta paçavra gibi kandırılmışsın. Taçsız, pelerinsiz, hilesiz, hurdasız yaşamışsın. Sevdiğin papatyayı koparmayıp koklamışsın. Devasa çiçekler almak yerine tohum alıp onu yaşama hazırlamışsın. Görgüyü, dürüstlüğü ele alıp dokuz köyden kovulmuşsun.Kibrini yenmişsin ama öfkene yenik düşüp kan kusturmuşsun. Koskoca dağları aşmışsında dereler de boğulmuşsun. Ne kadar da hafifmeşrepsin. Duygularından yoksun sanki bir buzhanesin. Nasılda sevimsiz ve cömertsin. Sen kendinden övgüyle bahsedenleri susturabilirmisin? Tanrı seni korusun her zaman kalendersin. Dışın ölü bir ruh gibiyken içinde şenlikler verensin. Hiçbir kelimenin yetmeyeceği kadar şairane hepsinden öte kişiliksizsin. Varla yok arası, yerle gök kadar uzaksın kendine. Taçsızsın ama onursuz değil. Bıkmışsın ama ölmüş değil. Hep ileri gidersin ama ayakların senin değil .Yaptıkların düşsel gerçek değil. Muhtemelen hür bir kuş gibisin. Ama kanatların özgür değil. Kainatta teksin ama yaratılışta değil.

Tanrının gölgesinde kalabilmek dileğiyle.